Aşırı yoğun suçluluk duygusu, pek çok psikolog ve psikoterapist için bile depresyonun sıkça gözden kaçan bir belirtisidir.
Bununla birlikte aşırı suçluluk, depresyonun yaygın bir bulgusudur ve şiddetindeki artış, tablonun ciddiyetiyle ilişkilidir.
Suçluluk eşlik ettiğinde depresyon, kişinin yaşamaya layık olmadığına, telafi edilemez zarar verdiğine ya da yakınlarının onsuz daha iyi olacağına inanmasına yol açabilir.
Suçluluk ile depresyon arasındaki ilişki çift yönlüdür; biri diğerini tetikleyebilir ve tersi de mümkündür.
Sık yaşanan suçluluk duygusu, depresif bir tabloya zemin hazırlayabilir.
Sürekli kendini her şeyden — sorunlardan, koşullardan, ilişkilerden — sorumlu tutarken iyi bir duygu durumunu korumak gerçekten zordur.
Böyle bir kendine yönelik tutum, düşünme biçimi ve buna eşlik eden suçluluk yıllarca, hatta bir ömür boyu sürebilir.
Daha fazla içerik için uygulamada
Sadece içeriğin bir kısmını görüyorsunuz, uygulamada çok daha fazla interaktif makale bulacaksınız. Ayrıca, psikolojik metinler, durum takibi, günlük ve otomatik düşünce günlüğü gibi birçok özellik mevcut!
Kişi çeşitli nedenlerle, ‘üstesinden gelmeliydim ama gelemedim’ ya da ‘başka türlü davranmalıydım, farklı hissetmeliydim’ sonucuna varabilir.
Bu çıkarım pekişirse ve suçluluk sık sık ‘misafir’ olmaya başlarsa, tam gelişmiş bir depresyon tablosu ortaya çıkabilir.
Depresyon, ‘kronik sorunlara’ verilen bir tepki olarak da gelişebilir: kişi uğraşır, fakat çeşitli nedenlerle çözmek için gerekli deneyim ve becerilere sahip olmayabilir.
Sonuçta kendini suçlar ve depresyona gömülür.
Öyleyse suçluluk, şu tür düşünceler ortaya çıktığında yaşanan bir duygudur:
Demek ki ‘benliğin kusurlu olduğu’ varsayımı, suçluluk duygusunun temel nedenidir.
Depresyon sırasında kişi çoğu şeyi kendi üzerine alır: güç ve motivasyon eksikliğinden, hayattan keyif alamamaya kadar.
Hatta depresyona yakalanmış olmayı bile kişisel ‘yanlışlığına’ bağlayabilir.
Bazen yakın çevre ‘tembellik’ suçlamalarında bulunup “boş şeylerle uğraşmayı bırak” diyerek kişiyi suçlayabilir; bu da tabloyu ağırlaştırır.
Depresif suçluluk, ahlaki bir ihlalin olmadığı durumlarda bile ortaya çıkarak kişiye olmayan bir suç yükleyebilir.
Depresyonun etkisiyle kişi yalnızca hatalarına odaklanır; başarı ve kazanımlar akıldan uçar.
Şu soru doğabilir: Suçluluk hissetmek her zaman kötü müdür?
Yanıt açıktır: Hayır. Suçluluk, hataları fark edip düzeltmemize yardımcı olduğu, toplumsal normları ve etkileşimi desteklediği için yararlı olabilir.
Suçluluk, vicdanımızla yakından ilişkili bir ahlaki pusula görevi görür.
Suçluluk duygusundan başka büyük kötülük yoktur.
Marcus Tullius Cicero
Ancak suçluluk aşırı ya da temelsiz hâle geldiğinde, duygusal ve fiziksel iyilik hâlimizi olumsuz etkiler.
Sağlıklı suçluluk olumlu değişime motive ederken, depresif olanı çoğu zaman içe kapanmaya ve yalnızlaşmaya sürükler.
Bazı durumlarda kişi, kendini cezalandırmaya dahi yönelebilir.
Sağlıklı ve sağlıksız suçluluk arasındaki farkı netleştirmek için bu iki deneyimin örneklerine bakalım:
Kişi yanlış davrandığını kabul eder; ancak o anda farklı davranma imkânı olmadığını da anlar.
O anki içsel koşullar, başka bir yolu seçmesini engellemiştir.
Örneğin, yaptığının yanlış olduğunu bilmiyor ya da anlamıyor olabilir; yoğun bir duygu seli içindedir; sonuçları öngörecek deneyimi yoktur.
Kısacası, o anda olduğundan ‘daha iyi’ olması mümkün değildi. Şimdi ise durumu daha berrak görüyor; bir tür açıklık ve değerleri yeniden değerlendirme yaşanmıştır.
Bu durumda kişi kendine anlayışla yaklaşır; o eylemin ardındaki güdüleri ve koşulları kavrar; olayın yaşanmaması için hangi koşulların eksik olduğunu görür.
Benzer olayları önlemek için nerede neyin değiştirilebileceğini; nerede değişimin mümkün olmadığını ve bunun kendi kontrol alanının dışında kaldığını ayırt eder. Bu suçluluk, özyıkımdan arınmıştır.
Yaşantı berrak ve abartısızdır — acı verici olsa bile. Özünde, kabulleniş ve alçakgönüllülükle yoğrulmuş içten bir pişmanlıktır.
Kişi yine yanlış davrandığını kabul eder; ancak bu kez, o anda farklı davranabileceğine inanır.
O dönemki anlayışını, bilgisizliğini, deneyimsizliğini, özelliklerini ya da duygusal durumunu ‘aşabileceğini’ varsayar; gerçekte mevcut ve kaçınılmaz sınırlılıklarını kabullenmez.
Sonuç: yürek paralayan bir “Bunu nasıl yaptım?!”
Nasıl olur da beklentilere uymam, yanılır, hata yapar, bir şeyi ya da birini denetleyemem?
Yapabilirdim, imkânım vardı ama yapmadım. Ne korkunç! Demek ki kendimi kontrol edemiyorum — ya yeterince çabalamadım ya da özümde kötüyüm.
Burada kendine karşı anlayış yoktur. ‘Aşabilirdim’ deniyorsa, hiçbir neden geçerli sayılmaz: Yapabilirdim, o hâlde yapmalıydım — nokta.
Kişi olup bitene tekrar tekrar dönerek kendini yeniden yaralar.
Aşağıdaki sorularla, hissettiklerinizin sağlıklı bir pişmanlık mı yoksa kendini yıpratan, çarpıtılmış bir suçluluk mu olduğunu daha kolay ayırt edebilirsiniz.

